Fenerbahçe – Galatasaray Maç Sonrası Yorumu

Yükleniyor

Son yılların en gergin derbisi oynandı dün akşam Kadıköy’de. Derbilerde alışık olduğumuz üzere futboldan çok futbolun dışındakiler konuşuldu ve konuşulmaya devam edilecek gibi gözüküyor.

Biraz maçın içine girecek olursak Fenerbahçe’nin ne kadar gergin olduğunu, Galatasaray’ın ise rahat oluşu ilk göze çarpan detaylardı. Maçın öncesinde Galatasaray’ın şampiyonluğu garantileyerek Kadıköy’e gelmesinin futboluna nasıl yansıyacağı en çok merak edilen konulardan biriydi. Fenerbahçe beklenildiği üzere maça agresif başladı. Önde basarak rakibinin top yapmasına izin vermedi. Gol Fenerbahçe için yavaş yavaş geliyorum derken Gökhan’ın elle oynamasıyla kazanılan penaltıyla Galatasaray öne geçti. Skor avantajına rağmen Galatasaray istediği futbolu oynayamadı. Bu kötü futbolu Fenerbahçe’nin oynatmamamasına da bağlayabiliriz, Galatasaray’ın kafaca ve fizik olarak maça hazır olmamasına da. Tamam şampiyon olmuşsun işi bitirmişsin ama ezeli rakibin ile oynuyorsun ve 14 senedir kazanamadığın bir stad. Kötü futboluna rağmen skor avantajını da yakalamışsın üzerinde herhangi bir baskı da yok.

Fenerbahçe’ye bakacak olursak bundan iki hafta öncesine kadar üç kupa hedefiyle yoluna devam eden takım bu maça  çıkarken tek kupa şansı vardı. O kupa da hiç bir Fenerbahçe’liyi tatmin etmeye yetmeyecek olan Türkiye Kupası. Bu saatten sonra bu sezonu tepkisiz sağ salim atlatabilmenin tek yolu Galatasaray’ı yenmekti. Futbolcular bunun bilincinde oynadı. Webo’nun beş dakika içinde attığı iki golle de öne geçtiler.

Fenerbahçe’yi biliyorduk, kazanmak için her şeyi yapacak, varını yoğunu ortaya koyacaktı. Başka şansı yoktu. Galatasaray’ın ne yapacağı merak konusuydu. Şampiyon gelmişsin, rakibini seneler sonra sahasında devirebilmek için fırsatın da var. Üstelik rakibin yorgun ve sen önceki senelere nazaran çok daha iyi bir kadroya sahipsin.

Sahanın içinde Fatih Terim‘in futbolcuları kafaca bu maça hazırlayamadığı ve yanlış oyuncu tercihleri çok net belli oldu. Aylardır ortalarda gözükmeyen Elmander’i ilk on bir de başlatması, hızlı top kontrolü iyi bir Danny’nin yerine Gökhan Zan ile başlaması en önemli hatalarıydı. İlk gol de Gökhan’ın uyumasından geldi zaten.

İkinci yarıya gelecek olursak aynı oyun ilinci yarıda da devam etti. Ta ki ikinci yarının sonlarına doğru. Yorgun Fenerbahçe’nin sonlara doğru iyice oyundan düştüğünü; Kuyt’ın, Webo’nun, Sow’un yürüyecek hallerinin kalmadığını gördük. Fenerbahçe’nin geniş kadrosu yanıltıcı olabiliyor. Kadro geniş diye bakıyorsunuz ancak Orhan, Stoch, Krasic, Sezer gibi oyuncular hiç forma giymiyor. Bununla beraber  bütün sezonun yükü 8-9 oyuncunun üzerinde kalıyor.

Tüm bu yorgunluğa rağmen Fenerbahçe sonlara doğru maçı kopartacak fırsatı da buldu ancak Muslera’nn Galatasaray için ne kadar önemli olduğunu bir kez daha görmüş olduk. Galatasaray’da tüm 90 dakika oynadığı etkisiz futbola rağmen sonlarda Burak ile golü bulup Kadıköy’den beraberliği çıkartabilirdi. O pozisyonda da Volkan’ın becerisini göz ardı etmemek lazım tabi.

Sabri-Volkan Kavgası

Sahadaki oyuncu değişikliklerine baktığımızda oyuna giren oyuncuların ne amaçla oyuna girdiklerini anlamak mümkün değil. Özellikle Sabri’nin tek amacının oyunu daha da germek olduğunu düşünüyorum. Volkan ile ettikleri kavgayla da bunu kanıtladı zaten. Volkan sebepsiz yere Drogba’nın üzerine yürüdü. Emre-Melo gerginliği bütün maç devam etti.

Öne çıkan isimler belli: Emre, Melo, Sabri, Volkan. Bu tarz hareketleri Drogba’dan Yobo’dan Muslera’dan göremiyoruz. Bu isimler daha mı az Fenerbahçe’li ya da Galatasaray’lı yoksa diğerleri tribüne oynayıp bu hareketleri yapmak zorunda mı hissediyorlar, bu sorunun cevabını bir şekilde bulmak gerekiyor önce.

Maçın sonunda yenildiği halde sevinen Galatasaray’lı futbolcuları anlamak da zor tabi. Derbide 14 senedir sahasında yenemediğin rakibine yine yeniliyorsun ve seviniyorsun. Sebebi şampiyonluk kutlamasıymış. Bu kutlama bir haftadır yapılmıyor mu peki?

Derbinin hakemi Cüneyt Çakır‘a değinecek olursak kötü bir yönetim sergilediğini söylersek yanlış olmaz sanırım. Fenerbahçe’nin ilk golünden önce Hamit’e faül var. İkinci golünde Eboue’ye net faül var. İkinci yarıda Riera’nın Kuyt’ı ceza sahası içinde düşürmesi var. Bunların yanında gerginliğin önüne geçemeyişi de cabası. Bu maça atanmasının en önemli nedeni gerginliği iyi kontrol etmesi değil mi zaten? Avrupa’da iyi maçlar yönetti, tamam. Ama M. United – Madrid maçından sonra bir daha kendini bulamadığı çok açık ortada.

Bu gerginliği yaratan aslında futbolcular değil. Futbolcular bunlara zorlanıyor. Camiası tarafından tepki çekmekten, dışlanmaktan korkuyorlar. Kendilerini bu hareketleri yapmak zorunda hissediyorlar. Mali kurulda maçtan hemen önce konuşan Aziz Yıldırım, bunlara cevap veren Ali Dürüst, saçma sapan alkış polemiğini gündeme getiren medya ve yorumcular. Sorarsan centilmenlik-dostluk deyip köşeye çekilmesini bilirler. Neymiş R. Madrid Barcelona’yı alkışlamış, Manchester City M. United’ı alkışlamış. Alkış bizim ülkemizde sadece futbolcunun isteğine kalmış bir şey değil. Futbolcular zaten sahanın dışında birbirleriyle arkadaşlar. Bir bakın bakalım Lazio-Roma ,Celtic-Rangers derbilerine.

Maçta sahaya atılanlar, Eboue’ye gösterilen muz derbiden geriye kalan en kötü anlardı. Muzu gösteren taraftara sormak lazım “kendi takımının gollerini atıp seni sevindiren oyuncu siyahi değil mi?” diye. Bu taraftarın konbinesini, Fenerbahçe yönetiminin acilen iptal  etmesi gerekir.

En kötüsü maçtan sonra öldürülen Fenerbahçe taraftarı. Bu cinayete sebep olan, futbolun bir eğlence, bir oyun olduğunu hala anlayamayan bu ve bunun gibi cahillerden arınamadığımız sürece Türk futbolu geriye gitmeye mahkumdur…

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir